“BATI” NE TÜRK’ÜN NE KÜRT’ÜN DOSTU!
Son birkaç gündür beyin “hoşaflaması” geçiriyorum. Türk - Kürt kardeşliğine olan inancım “Zurnanın zırt dediği” yerden geri döndü. Tıpkı aklın bir incir çekirdeğinde olması gibi.Delirmek üzereyim anlayacağınız. Yıllardır ilmek-ilmek dokunan çözüm süreci, artık yürekten söylenmeye başlayan kardeşlik türküleri, araya giren detone sesler, akortsuz enstrümanlar yüzünden tam bir çıkmaza sürükleniyor.
Kürtleri sokağa çağıran, kardeşliğin tam kalbine paslı Suriye hançerini batıran HDP yöneticilerinin kime ve neye hizmet ettiğini en çok Kürt kardeşlerim sorgulamalı. MHP bile tezkereye destek verirken, CHP'nin koluna girip sözüm ona muhalefet yapan, şimdi ise Tezkereden umduğu medetle hükümeti köşeye sıkıştırdığını zanneden BDP'yi en çok Kürt kardeşlerim eleştirmeli.
Daha dün polise taş atan Gülten Kışanak, daha birkaç ay önce polis tokatlayan Sebahat Tuncel, polis arabasının önünü taşlarla kesen Bengi Yıldız… Hangi birini sayayım. Çözüm sürecine zerre kadar siyasal katkı sunmayan BDP, insanları sokağa dökerek, hem çözümsüzlüğü, hem ayrışmayı körüklüyor. Peki Kürt kardeşlerimiz bu çılgınlığın bir parçası olacak mı?
Kuzey Irak'taki adı konulmamış Kürt Devletine, Özal'dan bu yana omuz veren Türkiye… Barzani'nin, Talabani'nin cebine kırmızı Türk Pasaportu koyan Türkiye… Saddam'ın Halepçe Katliamı'ndan kaçanlara toprağını, yüreğini açan Türkiye… Katil Esed'in mezbahaya çevirdiği Suriye'den ilk dalgada gelen ve çoğunluğu Kürt olan 2 milyon mazluma sahip çıkan Türkiye… Ve son olarak İŞİD'in terör estirdiği Kobani'den gelen 200 bin Kürdü bağrına basan Türkiye…
Neredeyse Suriye'nin tüm kuzeyini ele geçiren İŞİD, Kobani'ye girince Kıyamet koptu. Kopsun elbette, nerde zulüm varsa orada kıyamet kopmalı. Ancak BDP kıyameti çok daha önceleri koparmalıydı. Esed'in kimlik vermediği 3 milyon Suriyeli Kürt, Esed'in zulüm rejiminde on yıllar boyunca inim inim inledi. Kimlikleri olmadığı için resmen “var” olmayan Suriyeli Kürtler, Elmuhaberat'ın adamları tarafından öldürüldüğünde, öldükleriyle kalıyorlardı. Zira, kimliği, resmiyeti bulunmayan Kürtler “yok” hükmündeydi.
Tayyip Erdoğan, Esed'i zalim ilan ettiğinde BDP neredeydi? Zulmeden Esed olunca susan zihniyetin, bir başka zalime başkaldırısı ne kadar inandırıcı ve samimi olabilirdi ki?
“Kobani”yi bahane ederek bu zor günlerde isyan provası yapanlara “lanet” okuyorum. Fethullah Gülen'den de şöyle okkalı bir “beddua” bekliyorum. Gerçi zat-ı muhterem ne zaman arz-ı endam edeceğini, ne zaman araziye uyacağını iyi bilir. Tıpkı şimdilerde suskunluğa ram olduğu gibi.
Neredeyse iki yıldır ekranlarda Öcalan için “Bebek Katili”, “Terörist Başı” demememin sebebi, “Türk - Kürt” kardeşliğine olan inancımdan kaynaklanıyordu. Her şeye rağmen bu ezeli kardeşlik bir daha bozulmamak üzere perçinlenecekti. Verdiğimiz 30 bin şehidin acısını yüreğimize gömüp kucaklaşacaktık. Yüz yıldır bu topraklarda Kürtlere yapılan haksızlıklara ve zulme geç de olsa “dur” demiştik. Devletin ırkçı kanadıyla birlikte kendi halkına ihanet eden Kürt derebeylerini kendi günahlarıyla baş başa bırakıp bu topraklarda birlikte yaşamanın, birbirimize sırtımızı dönebilmenin huzurunu duyacaktık.
Sadece Kobani'de değil, dünyanın neresinde zulüm varsa, katliam varsa karşısında olmak ve lanetlemek insanlık borcudur. Kobani'nin düşmesinden Türkiye'yi sorumlu tutmak ne kadar ahmaklıksa, Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK'lıların Suriye'ye geçişine izin vermesini beklemek de o kadar aymazlıktır.
Ayrıca, 30 yıldır Suriye ve Irak sınırlarını aşarak Türkiye'ye girip çıkan, bölgeyi kan gölüne çeviren PKK, Suriye'ye geçmek için devletten izin istiyor. “Hadi canım” diyesi geliyor insanın. Siz isterseniz Suriye'ye gitmenin bir yolunu her halükarda bulursunuz. Sınır kapısında telleri yıkarak Suriye tarafına geçen PKK yandaşları bir saat sonra tekrar Türkiye'ye girmek için sınırın öte yakasında sıraya dizilmedi mi?
Kobani'de durum vahim, acı büyüktür. Ama asıl büyük fotoğrafta hedefin Türkiye olduğunu görmemek aptallıktan başka bir ruh haliyle izah edilemez. Arap Baharı'nın hemen ardından “gezi” provasıyla Türkiye'yi bir kez daha işgal etmek isteyen haçlı zihniyeti, Gezi'de sokağa dökemediği Kürtleri “Kobani” bahanesiyle terörize etmeyi başardı. Ancak, gerek aklıselim Kürt aydınları, gerekse büyük fotoğrafı gören tüm kanaat önderleri çılgınlığa “dur” dedi.
Türkiye üzerinde oynanan oyunları anlayabilmek için, 1909'a, İkinci Abdulhamit'in tahttan indirilişinin perde arkasına bakmak yeterli. O perdeyi araladığınızda, ittihatçılarla işbirliği yapan, Almanya, İtalya, İngiltere Fransa ve ABD başta olmak üzere, haçlı ittifakının sinsi oyunlarını görürsünüz. İttihatçıların meclisi toplayarak, baskı ve tehditlerle Abdulhamit'in tahttan indirilmesi kararını aldırmasının ardından bu kararı Abdulhamit'e tebliğ için Yıldız Sarayı'na giden heyetin başında, daha sonra İtalyan Casusu olduğu ortaya çıkan Yahudi Emanuel Karoso vardı.
Haçlı zihniyeti, güçlenen Türkiye'nin 2 milyarlık İslam dünyasına çeki düzen vereceğini görmüştür. Bir yandan 90 yıldır Ortadoğu'yu kan gölüne çevirme politikalarını sürdürürken, öte yandan bu tezgâhı bozabilecek tek ülke olan Türkiye'yi itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır. Irak'ta bir milyon Müslüman'ın ölümüne sebep olan ve çekip giderken “pardon” diyen ABD, Suriye'ye müdahale konusunda ipe un sermeye devam etmektedir.
Kobani bahanesiyle Türkiye'yi tek başına Suriye'ye sokma gayretlerinin altında, 90 yıldır Arap dünyasındaki anlamsız savaşlardan uzak durmuş Türkiye'yi, bu kaosun içine çekmek vardır. Böylece savaş ortamına sürüklenen Türkiye, ekonomik ve siyasal hedeflerinden uzaklaşacak, kendi başının derdine düşecektir. İslam dünyasının parlayan tek yıldızı da böylece söndürülecektir.
Yapılması gereken, çözüm sürecini sekteye uğratmadan Kürt kardeşlerimizin yolunu aydınlatmaya devam etmektir. Zira çözüme giden yoldaki ışıklar sönerse PKK terörü yeniden hortlayacak, bu kez PKK'ya karşı gruplar oluşacak ve 1980 öncesi sağ-sol çatışmasının yeni versiyonu sahneye konulacaktır. Tezgâh bu kadar basittir ve bu oyuna gelmemek Türk - Kürt hepimizin öncelikli çıkarınadır.
Yasal Sorumluluk
Sitemizde yayımlanan köşe yazıları ve yorumlar yazarların kendi görüşleridir.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Yazarın Önceki Yazısı
“AHMAKLAR”
“AHMAKLAR”
Yazarın Sonraki Yazısı
BENİM BAYRAMLARIM
BENİM BAYRAMLARIM

