“AHMAKLAR”

Latif Şimşek

Latif Şimşek

Ortadoğu yeniden şekillenirken, büyük haritayı kimin yaptığına bakmak gerek. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda, bölgeyi masa başında cetvelle çizen Haçlı dünyası, aradan geçen on yıllara rağmen ne cetveli bıraktı ne de bölgeden elini çekti. Tarihçi Burak Turna'nın deyimiyle, 1909'da paralel bir iç darbeyle 2. Abdülhamit'i devirip Selanik'e gönderen Hristiyan alemi, Osmanlı Devletini komaya soktu. Ve o koma hali günümüzde de devam ediyor.

Abdülhamit'i deviren ittifakın perde arkasındaki asıl gücün ABD ve Rusvelt olduğunu da unutmamak gerekiyor. İstanbul'a güya ayaklanmayı bastırmak üzere gelen hareket ordusu, Abdulhamit'i indirmek için Yıldız Sarayı'na giderken, Amerikan donanması Akdeniz'de Mersin ve Adana sahillerini top ateşine tutuyordu. Sonraki yıllarda ABD ile geliştirilen iyi ilişkiler ABD'nin Osmanlı yıkılırken oynadığı rolü görmezden gelen bir anlayış geliştirdi.

Ortadoğu yanarken Türkiye'nin alevlerden etkilenmemesini düşünmek saflık olur. Lakin bu etkileri azaltmanın yolu, Kılıçdaroğlu'nun “Kobani'ye girelim” teklifiyle mümkün değil. Türkiye uluslar arası güçlerle hareket etmenin dışında kendi başına tek bir adım bile atarsa, bu adım Türkiye'nin sonu gelmeyecek bir maceraya sürüklenmesine yol açar. Zira 2009'da Osmanlı'yı komaya sokan batı, Türkiye'nin narkozun etkisinden kurtulmaya başladığını görüyor ve yeni bir anesteziye hazırlanıyor.

Ne var ki Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye artık İstihbarat örgütünün maaşlarını ABD'nin ödediği ülke değil. Türkiye artık 70 cente muhtaç zavallı bir Ortadoğu toprağı değil. Türkiye artık, üç-dört partili koalisyonlarla yönetilen, halkının iradesine ipotek konulan, yabancı istihbarat örgütlerinin istediği gibi şekillendirdiği bir garip ülke değil. Aksine, Türkiye 12 yıldır tek parti iktidarı ile yönetilen, halkın yüzde 50'sinin desteğini almış ve ülkenin makus talihini yenmeye ant içmiş güçlü bir hükümet tarafından yönetiliyor.

ABD'nin zaman zaman Türkiye'ye mesafeli durmasının nedeni, artık her isteğini emir telakki eden bir yönetimin olmamasıdır. ABD'nin lokomotifi olduğu haçlı ittifakı ve Yahudi lobisi artık Türkiye'yi bir maşa gibi kullanamıyor. Türkiye elbette, uluslar arası anlaşmalar, Avrupa Birliği süreci, NATO gibi güvenlik kuruluşlarından kopmayacak. NATO'ya girebilmek için Kore'ye 5 bin asker gönderen Türkiye, şimdi Batıdan “aferin” almak için Kobani'ye bir manga bile asker göndermeyecek elbette. İki terör örgütünün çarpıştığı Kobani'ye tek bir askerini bile feda etmek istemeyen Amerika ve Avrupa, Türkiye'nin istediği uçuşa yasak tampon bölge önerisini kabul etmek zorunda. Suriye'nin ateşini söndürecek hortumdaki su Türkiye'nin elinde; ancak o hortumu uluslar arası güçler Türkiye ile birlikte tutmak zorunda.

Batı'nın İslam dünyasına dönük planlarının içinde Türkiye'nin olmadığını düşünmek mantıklı mı? İsrail'in güvenliği ve uzun vadede Filistin'i tamamen işgal etme planlarının önündeki en büyük engel Türkiye ve AK Parti iktidarıdır. Recep Tayyip Erdoğan'ı Türkiye siyasetinden uzaklaştırmak İsrail güdümündeki haçlı ittifakının vazgeçilmez amacıdır. Zira Erdoğan ipleri elinde tuttuğu sürece Filistin'i cesaretlendirmeye, İsrail soykırımını lanetlemeye ve bunun için İslam ülkelerini örgütlemeye devam edecektir.

Batı, Erdoğan'dan ve Ak Parti iktidarından kurtulmadan Türkiye'yi atlama tahtası olarak kullanamayacak. 7 Şubat'ta Hakan Fidan'a hazırlanan ancak ellerinde patlayan tezgahtan, gezi olaylarına, 17 - 25 aralık operasyonlarına ve son olarak Kobani kalkışmasına kadar her taşın altında Ak Parti kadrolarından kurtulma isteği yatıyor. Ne yazık ki bunu göremeyecek kadar ahmak olanların sayısı hiç de az değil.