Baykar Fabrikasını Gezdim
Baykar kampüsünden çıktığımda üzerimde sadece bir mont değil, ağır bir duygu ve derin bir sorumluluk vardı. Daha kapıdan girerken bile buranın sıradan bir fabrika olmadığını anlıyorsunuz. Baykar bir üretim alanı değil, başlı başına yaşayan, büyüyen bir kampüs. Görüntü almak yasak olduğu için her şeyi kayda alamadık ama yaklaşık bir buçuk saat boyunca açık ofis alanlarından üretim bantlarına kadar her noktayı gezdik.
Kızılelma`yı, TB2`yi, Akıncı`yı üretim bandında görmek insanın içine işliyor. Bu ülkede yaşayan biri için bunun tarifi kolay değil. Kampüste yaklaşık 8 bin kişi çalışıyor. Çalışanlara özel lojmanlar yapılmış; bir tane değil, birkaç tane. Üstelik kampüs sürekli genişliyor. Yolun karşı tarafında yeni alanlar alınmış, yeni fabrikalar kuruluyor. Bunun tek bir sebebi var: Üretim kapasitesinin çok üzerinde bir talep söz konusu.
Baykar`ın gelirlerinin yüzde 90`ından fazlası ihracattan geliyor. Ama asıl önemli nokta şu: Bu gelir yurt dışına götürülmüyor. Kazanılan para yine bu topraklara harcanıyor. Türkiye`de daha fazla üretim yapılabilsin diye fabrika büyütülüyor, yatırımlar artırılıyor. Türkiye`de para kazanıp parayı dışarı çıkarma alışkanlığının tam tersine bir tablo var burada. Zaten Haluk Bayraktar ve Selçuk Bayraktar`ın vergi rekortmeni olması da bunun açık göstergesi.
Özdemir Bayraktar Belgeseli`nde anlatılan hikâye ise bir başarı öyküsünden çok daha fazlası. Bu yolculuk, Özdemir Bayraktar`ın eşiyle, çocuklarıyla başlayan, yıllar süren çetin bir mücadele. İlk yazılımı yazan kişinin anneleri olduğunu belgeselde bir kez daha görüyoruz. Yani bu hikâye sonradan kurulmuş bir düzenin değil, yıllara yayılan bir emeğin ürünü.
Belgeselde en çarpıcı kısımlardan biri, içeride yaşanan sistematik engellemeler. Mini İHA`larla başlayan yolculukta, Türk Silahlı Kuvvetleri`nin açtığı ihaleleri kazanmalarına rağmen aylarca, hatta yıllarca bekletildikleri anlatılıyor. Otomatik iniş gibi şartları sağlamalarına rağmen sürecin bilinçli şekilde uzatıldığına şahit oluyoruz. Eğer bu engellemeler olmasaydı, SİHA`lar ve İHA`lar Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine 3-4 yıl daha erken girecekti. Bu da çok net bir şey demek: Daha az şehit verecektik.
Özdemir Bayraktar`ın duruşu belgeselin omurgasını oluşturuyor. Balyoz kumpasında tutuklanan komutanları cezaevinde ziyaret edip “size kumpas kuruldu” diyebilen bir adamdan bahsediyoruz. Kamuflajını giyip Şırnak`ta, Hakkâri`de, Kato Dağı`nda komutanların karşısına geçip doğru bildiğini söyleyen bir irade bu. Karadenizli inadı dediğimiz şey tam olarak burada devreye giriyor.
Belgeselde çok net görülüyor: Özdemir Bayraktar defalarca vazgeçmenin eşiğine geliyor. Ama her seferinde bir telefon, bir asker, “cebimizde para topladık, bize bu İHA`yı getirir misiniz” diyen bir ses onu yeniden ayağa kaldırıyor. Bugün gençlerin “çok engel var, bırakıyorum” dediği noktada, yıllarca sistematik şekilde engellenen bir adamın nasıl devam ettiğini görüyorsunuz.
Sağlığını bu yolda ödedi. Ağır bedeller ödedi. Ama arkasında Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar gibi iki pırıl pırıl evlat, dünyaya yayılan bir ülkü ve bugün Türkiye`yi SİHA üretiminde dünya lideri yapan bir miras bıraktı.
Bu yüzden bu belgesel sadece izlenmesi gereken bir yapım değil. Özellikle gençlerin, “hayat nasıl adanır, vazgeçmemek ne demektir” sorusuna cevap aradığı herkesin izlemesi gereken bir yol hikâyesi.
Kolay gelmedi. Kolay da gelmeyecek. Ama Baykar`da gördüğüm şey çok netti: Bu ülkenin kaderi, vazgeçmeyen insanların omuzlarında yükseliyor.
Yasal Sorumluluk
Sitemizde yayımlanan köşe yazıları ve yorumlar yazarların kendi görüşleridir.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Yazarın Önceki Yazısı
ODA TV DOSYASI BÖLÜM 1
ODA TV DOSYASI BÖLÜM 1
Yazarın Sonraki Yazısı
Papa’nın Geldiği İznik’e Gittim!
Papa’nın Geldiği İznik’e Gittim!

