İSRAİL’İN YAHUDİLİĞE GÖRE ORTA DOĞUDA UYGULADIĞI SİYASET
Yukarıdaki tablonun rasyonel gerekçelerle izah edilemeyeceği açıktır. Peki oldukça 'irrasyonel' olan bu katliam politikasının hız kesmeden devam ettirilmesini sağlayan motivasyon nedir? Bebeklerin kafalarının kesilmesi gibi çarpıcı detaylar eklenerek efsaneleştirilmiş olan Hamas'ın 7 Ekim saldırısı tüm bunların yapılmasına bir gerekçe sunuyor mu? Tüm Batı'nın koro halinde tekrarladığı ve İsrail'in de açık çek olarak kullandığı 'kendini savunma hakkı' tüm bu olanları açıklamaya yetiyor mu? 15 binden fazla çocuk öldürmenin veya yerleşim yerlerinde tek bir sağlam bina dahi bırakmadan her şeyle birlikte tüm kültürel mirası yok etmenin kendini savunmayla veya 'İsrail'in güvenliği' ile ne ilgisi olabilir? İsrail'in Gazze'den Lübnan'a, Yemen'den Suriye'ye uzanan katliamlarına bunların ikna edici bir gerekçe oluşturmadığı çok açık. İsrail'in eylemlerine teknik olarak imkân sağlayan olanak, ABD ve bazı Batılı ülkelerin İsrail'i koşulsuz şartsız desteklemesidir. Ancak bu durum İsrail'in eylemlerinin gerekçesi değildir. Peki, İsrail bu soykırım hangi motivasyonla devam ettirmektedir?Kuşkusuz yukarıdaki sorunun tek bir cevabının olduğunu ve bu cevabın her şeyi açıklayacağını söylemek mümkün değildir. Yolsuzluk davalarıyla mücadele eden Netanyahu'nun bunu örtbas etmek için savaşı sürdürdüğü gibi oldukça kişisel açıklamalardan, tüm dünyayı ilgilendiren küresel amaçların zikredildiği mega anlatılara kadar geniş bir spektrumda meseleyi ele alanlar var. Öne sürülen popüler görüşlerden biri de teolojik bir okumaya dayalı, İsrail'in 'vaat edilmiş topraklar' idealine ulaşma isteğine yönelik motivasyonlara sahip olduğu iddiası. İsrail'in politikalarını yalnızca bu ideal üzerinden okumak şüphesiz doğru da mümkün de değildir. Öte yandan kimilerince imkânsız bir ütopya olarak tanımlanan 'vaat edilmiş topraklar' idealine sıkı sıkıya bağlı olan fanatik Yahudilerin varlığı da inkâr edilemez. Ek olarak, oldukça irrasyonel olan İsrail'in mevcut politikasını yalnızca rasyonel çerçevede açıklamaya çalışmak da beyhude bir çaba gibi görünmektedir. Bu itibarla komplo teorilerinin tuzağına düşmeden meselenin teolojik yönlerinin altını –tekrar- çizmek önem taşımaktadır.'Vaat edilmiş topraklar' idealinin gerçekleşme imkânı ile ilgili tartışmalara girmeden, İsrail'in politikalarında teolojik bir damar olduğunu ve bunun oldukça belirgin ve belirleyici olduğunu iddia etmek pekâlâ mümkündür. Nitekim elimizdeki veriler buna imkân tanımaktadır. Bu meseleyi izah etmek için de anahtar kavram kanaatimizce 'teopolitik' kavramıdır. 'Vaat edilmiş topraklar' ideali bunun yalnızca mütemmim bir cüzüdür. Dolayısıyla bu ideal veya ütopya hakkındaki tartışmaların meseleyi gölgelemesine izin vermeden problemi daha geniş bir çerçeveden ele almak gerekir. Öncelikle 'teopolitik' kavramından ne kastettiğimizi netleştirmekte fayda var. Teopolitik, teolojik motivasyonlarla politika yapmaktır. Başka bir ifade ile politikayı yönlendiren saikler, insani değil tanrısaldır. 'Tanrı' adına veya 'aşkın bir güç' adına faaliyette bulunmaktır. Dolayısıyla İnsan iradesine dayalı, rasyonel aklın ve modern siyasi kuralların yönlendirmeleri ile değil, 'ilahi' olduğuna inanılan otorite adına politika yapmak anlamına gelir. Bu anlamda, dinin politikanın emrine konuşlandırıldığı, yani dinin politikada meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığı formülün tam tersi bir durum söz konusudur. Burada iki önemli husus vardır. Birincisi 'fail' tanrı veya aşkın güç olduğu için insan aracı bir 'nesne' konumundadır ve ona bir 'sorumluluk' vermez. İkincisi ve daha önemlisi insanın iradesiz bir nesne olması onun problem çözme yeteneklerini elinden alır. Zira inisiyatif alamadığı için yetkisi de yoktur. Yapabildiği tek şey 'ilahi' mesajları ve işaretleri doğru okuyup anlamaya ve uygulamaya çalışmaktır. Tüm bunlara ek olarak teopolitik bir perspektiften yorumlanan dünya, siyah-beyaz şeklinde dikotomik bir bakış açısına göre tasnif edilir. Yani söz konusu zihniyet, tüm dünyayı 'biz ve onlar' şeklinde algılar ve ara tonlar yoktur. Biz 'iyi'yi, onlar ise 'kötü'yü temsil eder. Örneğin Netanyahu'nun sıklıkla kullandığı ve ABD'li radikallerden aşina olduğumuz 'axis of evil' (kötülük/şer ekseni) ifadesi bu bakış açısının bir yansımasıdır.İsrail'in teopoltik bir gündem takip ettiği iddiasını birbirinin devamı olan iki noktaya dayandırabiliriz. Birincisi İsrail'in kuruluş felsefesi, ikincisi mevcut politikalarda karşılaştığımız teolojik ayrıntılardır.
Yasal Sorumluluk
Sitemizde yayımlanan köşe yazıları ve yorumlar yazarların kendi görüşleridir.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Yazarın Önceki Yazısı
BÖLGESEL VE KÜRESEL DENGELER ÇIKMAZINDAKİ TÜRKİYE’Yİ ABD, RUSYA, SURİYE, İRAN ÇAPRAZ ATEŞİ NEREYE TAŞIR
BÖLGESEL VE KÜRESEL DENGELER ÇIKMAZINDAKİ TÜRKİYE’Yİ ABD, RUSYA, SURİYE, İRAN ÇAPRAZ ATEŞİ NEREYE TAŞIR
Yazarın Sonraki Yazısı
SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VE TOPLUMSAL ETMENLER
SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VE TOPLUMSAL ETMENLER

